21:15
22 Eylül 2024
“Pilotajda Tecrübe ve Liyakat, Artan Trafik Risklerini Yönetmenin Anahtarıdır”
Yazar: Eda GEDİKOĞLU
11 Dec 2025
Kırk yıllık kılavuz kaptanlık kariyeri boyunca edindiği birikimin otuz yılını doğrudan teşkilatların içinde, aktif görevlerde geçiren Kaptan Hasan Tayfun Kızılay, Türk denizcilik sektörünün farklı kurumlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş köklü bir isim. Mesleğe Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nde (TDİ) başlayan; ardından DEKAŞ’ta görev alan ve sonrasında ANKAŞ’ın kuruluşunda aktif rol üstlenen Kızılay, yaklaşık altı buçuk yıl görev yaptığı ANKAŞ bünyesinde beş yıl boyunca baş kılavuz kaptanlık görevini yürüttü. Uzun yıllardır Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan Tayfun Kaptan ile pilotaj hizmetlerinin işleyişi, risk yönetimi, eğitim süreçleri ve operasyonel verimlilik üzerine konuştuk.
Kırk yıllık kılavuz kaptanlık kariyeri boyunca edindiği birikimin otuz yılını doğrudan teşkilatların içinde, aktif görevlerde geçiren Kaptan Hasan Tayfun Kızılay, Türk denizcilik sektörünün farklı kurumlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş köklü bir isim. Mesleğe Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nde (TDİ) başlayan; ardından DEKAŞ’ta görev alan ve sonrasında ANKAŞ’ın kuruluşunda aktif rol üstlenen Kızılay, yaklaşık altı buçuk yıl görev yaptığı ANKAŞ bünyesinde beş yıl boyunca baş kılavuz kaptanlık görevini yürüttü. Uzun yıllardır Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan Tayfun Kaptan ile pilotaj hizmetlerinin işleyişi, risk yönetimi, eğitim süreçleri ve operasyonel verimlilik üzerine konuştuk.
Kılavuz kaptanlık, deniz emniyetinin ve seyir güvenliğinin en kritik unsurlarından biri olarak kabul ediliyor. Operasyonel yaklaşımınızı ve mesleki sorumluluklarınızı hangi temel ilkelere ve profesyonel standartlara dayandırıyorsunuz?
Kılavuz kaptanlığın temelinde; can, mal ve çevre emniyetinin en üst düzeyde korunması, seyir güvenliğinin ulusal ve uluslararası düzenlemelere tam uyum içinde sağlanması yer alır. Bizim görev anlayışımızda operasyonun ticari boyutu daima ikincil plandadır; öncelik, geminin bölgeye özgü risk faktörleri dikkate alınarak emniyetli bir manevra sürecini eksiksiz şekilde tamamlamasıdır. Bu kapsamda; meteorolojik ve oşinografik koşulları, rüzgâr–akıntı kombinasyonlarını, yanaşma–kalkma manevralarında iskele altyapısının durumunu, dar kanal ve sığ su etkilerini, trafik yoğunluğunu ve VTS ile koordinasyonu anlık olarak değerlendirir, gerektiğinde dinamik risk analizleri yaparız.
Görevimizi yerine getirirken hem kamu otoritesinin temsil yetkisini hem de Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü, SOLAS, COLREG, ISPS ve ilgili ulusal mevzuatın gerekliliklerini gözeterek hareket ederiz. Bu ilkesel yapı, sadece emniyetli bir manevranın değil, aynı zamanda sürdürülebilir ve çevresel hassasiyeti yüksek bir denizcilik faaliyetinin yürütülmesini de garanti altına alır.
Kılavuz kaptan olmak uzun bir eğitim ve yeterlilik süreci gerektiriyor. Mesleğe giriş ve sürekli eğitim süreci nasıl ilerliyor?
Kılavuz kaptan adayları önce Uzak Yol Kaptanı yeterliliğine sahip olmalıdır. Ardından Bakanlık tarafından yapılan sınav ve denetimlerden geçerler. Başarı sağlayanlar stajyer olarak atanır ve bölgede oryantasyon eğitimi alırlar. Staj sürecini tamamlayanlar, bölgeye özel ehliyetini almaya hak kazanır. Bu ehliyet yalnızca o bölgede geçerlidir.
Göreve başladıktan sonra süreç bitmez; düzenli aralıklarla; kritik manevra analizleri yapılır, eğitim toplantıları düzenlenir, zorunlu tazeleme eğitimlerine katılım sağlanır. Bu sayede her kaptan, hem kendi deneyiminden hem de ekip arkadaşlarının yaşadığı gerçek vakalardan öğrenme fırsatı bulur.
Artan gemi trafiği ile olumsuz meteorolojik koşulların kesiştiği durumlarda, bölgesel risk yönetimini hangi operasyonel prosedürler çerçevesinde yürütüyorsunuz?
Kötü hava koşullarından kastımız, rüzgâr ve akıntı kuvvetlerinin geminin kontrol kabiliyetini sınırlayarak manevra güvenliğini riske soktuğu durumlardır. Trafiği durdurma yetkisi Liman Başkanlığı’na ait olmakla birlikte, geniş operasyon sahalarında her noktanın aynı meteorolojik etkiye maruz kalmadığını biliyoruz. Bu nedenle manevralar resmî olarak durdurulmadığı sürece kılavuz kaptan gemiye çıkarak bölgesel durum değerlendirmesini yerinde gerçekleştirir.
Bu süreçte gemi kaptanını; bölgede bilinen riskli akıntı noktaları, rüzgâr yön ve şiddeti, iskele altyapısının uygunluğu ve anlık trafik yoğunluğu gibi kritik parametreler hakkında detaylı şekilde bilgilendiririz. Şartlar gerektirdiğinde, örneğin normalde iki römorkörle çalışan bir gemi için üçüncü römorkör tahsisini önererek ek emniyet katmanı oluştururuz.
Ayrıca yanaşma operasyonuna ilişkin tüm aşamaları içeren manevra planı ve manevra şeması hazırlayarak riskleri yazılı ve görsel formatta gemi kaptanına sunarız. Bu plan; römorkör konumlandırmalarını, hız–rota değişim noktalarını, çevresel etki analizini ve alternatif senaryoları içeren kapsamlı bir risk yönetim aracıdır.
Uzun yıllara dayanan kılavuz kaptanlık deneyiminizle, sektörün bugünkü durumunu ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pilotaj hizmeti yüksek teknik bilgi ve tecrübe gerektiren bir alandır. Eğitimli ve liyakatli personelin meslekte tutulması sektörün geleceği için hayati önem taşır.
Gemi trafiği artıyor, gemiler büyüyor; dolayısıyla manevraların riski de yükseliyor. Bu nedenle yetkin insan kaynağının korunması ve sürekli eğitimle desteklenmesi kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.
“İhale sistemi yapısal riskleri de beraberinde getiriyor”
Türkiye’de pilotaj hizmetlerinin gelişimi, sektöre yön veren liderlerin deneyimiyle ivme kazanıyor. 30 yılı aşkın denizcilik birikiminizle, Türkiye’de pilotaj hizmetlerinin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde sektörün gelişmesi için hangi adımlar kritik görünüyor?
Bugün kılavuzluğun geleceğini değerlendirirken ihale sisteminin hem avantajlarını hem de barındırdığı yapısal riskleri göz önünde bulundurmak gerekiyor. Kılavuzluk hizmeti, doğası gereği yüksek yetkinlik, deneyim ve tam zamanlı bir profesyonel adanmışlığı gerektirir. Ancak mevcut ihale sistemi bazı kritik sorunları beraberinde getiriyor. Öncelikle, kılavuzluk teşkilatları hâlen %30 oranında kamu payı ödüyor. İhale süreçlerinde ise rekabet genellikle kamu payı üzerinden yürüdüğü için teklifler %40’lardan başlıyor. Bu durum “ihale refleksi” dediğimiz, ihaleyi ne pahasına olursa olsun kazanma eğilimini tetikliyor. Oysa asıl mesele ihaleyi en yüksek teklifle almak değil; verilen oranla teşkilatı sürdürülebilir şekilde yönetebilmek ve mali yapıyı koruyabilmektir. Bu denge kurulamadığında, şirketler kısa sürede ciddi finansal kırılganlıklarla karşı karşıya kalabilir.
Bu riskleri azaltmak amacıyla devlet 5/8 sayılı ek düzenlemeleri hayata geçirdi. Artık ihale, otomatik olarak en yüksek kamu payını teklif edene verilmiyor; ikinci hatta üçüncü en yüksek teklif de “kabul edilebilir en yüksek fiyat” yaklaşımıyla tercih edilebiliyor. Böylece hem devletin payı korunuyor hem de teşkilatların mali sürdürülebilirliğinin zedelenmesinin önüne geçiliyor. Son ihalelerde bu anlayışın yerleşmeye başladığını görmek sistem adına olumlu bir gelişme.
Ancak kâr marjları düştükçe teşkilatlar maliyet kısmaya yöneliyor ve ne yazık ki ilk kesinti çoğu zaman personel maliyetlerinde yapılıyor. Kılavuz kaptanlar bugün yaklaşık 6.500–7.000 dolar seviyesinde maaş alıyor; giydirilmiş ücret 10-12 bin $ buluyor.. Gözcü, kamarot, aşçı ve şoför gibi kara personelinin maaşları; istasyonların enerji giderleri, 365 gün çalışan motorların akaryakıt tüketimi gibi büyük kalemler de hesaba katıldığında maliyetleri azaltmak kolay olmuyor. Bu nedenle teşkilatlar çoğu zaman en kolay yol olan personel maliyetlerini düşürmeye yöneliyor.
Ancak bu yaklaşım beraberinde daha büyük bir risk getiriyor: Nitelikli kılavuz kaptanlar, daha yüksek gelir elde edebilecekleri için yeniden gemilere dönmeye başlıyor. Yerleri ise yeterince tecrübeli olmayan, “kifayetsiz” personelle doldurulabiliyor. Bu durum sistemin kalite seviyesini düşürüyor. Kalite düşüklüğü; kazaların artması, çevresel risklerin büyümesi ve Türkiye’nin uluslararası denizcilik arenasındaki itibarının zarar görmesi gibi sorunları beraberinde getiriyor.
Yabancı armatörlerin “Türkiye’de operasyonlar aksıyor, kazalar artıyor” gibi yorumlar yapması sektöre büyük zarar verebilir. Deniz kirliliği cezalarının ve çevresel kayıpların ne kadar yüksek olabileceğini dünya, Exxon Valdez örneğinde açıkça gördü. Bu nedenle kılavuz kaptanlığın geleceği konusunda zaman zaman kaygılar taşıyorum. Umudum, mesleği bırakan kaptanların yerlerinin güçlü bir eğitim sürecinden geçmiş, yetkin ve liyakatli personelle doldurulmasıdır. Eğer bu sağlanırsa, teşkilatlar hem mevcut hem de olası riskleri bertaraf ederek sektörü sürdürülebilir bir yapıda geleceğe taşıyabilir.
Uzun yıllara dayanan kılavuz kaptanlık tecrübeniz ışığında, pilotaj hizmetlerinin güncel durumunu ve sektörün geleceğine yönelik beklentilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pilotaj hizmeti, yüksek teknik yetkinlik, güçlü karar alma becerisi ve sahaya özgü derin bir tecrübe gerektiren kritik bir uzmanlık alanıdır. Bu nedenle eğitimli, liyakatli ve deneyimli personelin meslekte tutulması, sektörün sürdürülebilirliği açısından hayati bir öneme sahiptir.
Gemi trafiğindeki artış, gemi boyutlarının büyümesi ve operasyon alanlarının giderek daha dar toleranslarla yönetilmesi, manevra risklerini kaçınılmaz olarak yükseltiyor. Bu tablo, yetkin insan kaynağının korunması, nitelikli personelin sistem içinde tutulması ve sürekli eğitim programlarıyla bilgi–tecrübe seviyesinin güncel tutulmasını kritik bir gereklilik haline getiriyor. Sektörün geleceğini şekillendirecek en önemli unsur da tam olarak bu: yüksek profesyonellik standardını koruyabilen, dinamik eğitimle desteklenen güçlü bir kılavuz kaptanlık kadrosu.
Son olarak eklemek istedikleriniz var mıdır?
Yıllardır bu hizmeti yürütüyor olmamız nedeniyle devlete karşı sorumluluğumuz büyük; devlet hangi kararı takdir etmişse, ihale yoluyla devretme tercihine de saygı duymak durumundayız.
Bununla birlikte, kılavuz kaptanlık ve römorkör hizmetleri gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda, ihalenin tek ölçüt olmaktan çıkarılması ve yetkinliği kanıtlanmış teşkilatların önceliklendirilmesinin yeniden değerlendirilmesi, Türk denizciliği açısından çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir sonuçlar doğuracaktır.

Kaptan Hasan Tayfun Kızılay
Popüler İçerikler
Bültene Kaydol
Gelişmelerden haberdar ol
İlgili İçerikler
“Experıence And Merıt In Pılotage Are The Key To Managıng Growıng Traffıc Rısks”
With a maritime career spanning four decades—thirty years of which were spent directly within pilotage organizations—Captain Hasan Tayfun Kızılay is a well-established figure who has held significant responsibilities across various institutions in the Turkish maritime sector. He began his career at Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ), later served at DEKAŞ, and played an active role in the founding of ANKAŞ. During his six-and-a-half-year tenure at ANKAŞ, he served as Chief Pilot for five years. Having worked in multiple regions of Türkiye for many years, Captain Kızılay shares insights on the operational structure of pilotage services, risk management, training processes and overall operational efficiency.
Yazar: Eda GEDİKOĞLU
11 Dec 2025
“KTÜ Aims to Set a Benchmark with Its Innovative and Sustainable Maritime Education Model”
Karadeniz Technical University (KTÜ) stands as one of Türkiye’s leading higher education institutions shaping the nation’s maritime vision. Particularly in maritime education, KTÜ has positioned itself as a prominent reference point and a key academic center. The university’s new vision, formed in line with its 2024–2028 Strategic Plan, aims to develop an innovative, sustainable and science-driven maritime education model, strengthen integration with the industry, and enhance Türkiye’s global competitiveness in the maritime sector. We spoke with KTÜ Rector Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı about the university’s strategic goals, maritime-focused initiatives, and its multi-layered collaborations with the maritime industry.
Yazar: Eda GEDİKOĞLU
11 Dec 2025
“KTÜ, Yenilikçi ve Sürdürülebilir Denizcilik Eğitim Modeliyle Örnek Olmayı Hedefliyor”
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Türkiye’nin denizcilik vizyonuna yön veren köklü yükseköğretim kurumlarının başında geliyor. KTÜ, özellikle denizcilik eğitimi konusunda Türkiye’nin önde gelen referans merkezlerinden biri olarak konumlanıyor. Üniversitenin 2024–2028 Stratejik Planı doğrultusunda şekillenen yeni vizyonu; yenilikçi, sürdürülebilir ve bilim temelli bir denizcilik eğitim modeli geliştirmeyi, sektörle daha güçlü entegrasyon sağlamayı ve Türkiye’nin küresel denizcilik rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı ile üniversitenin geleceğe yönelik stratejik hedeflerini, denizcilik alanındaki çalışmalarını ve sektörle kurduğu çok katmanlı iş birliklerini konuştuk. Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı “Türkiye’nin öncü yükseköğretim kurumlarından biri olarak, 2024–2028 Stratejik Planı doğrultusunda gelecek vizyonunu üç temel eksen üzerine inşa etmektedir: eğitim-öğretimde kalite, araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi ve uluslararasılaşma.” dedi.
Yazar: Eda GEDİKOĞLU
11 Dec 2025