Bültene Kaydol

Gelişmelerden haberdar ol

“Pilotajda Tecrübe ve Liyakat, Artan Trafik Risklerini Yönetmenin Anahtarıdır”

Yazar: Eda GEDİKOĞLU

11 Dec 2025

Kırk yıllık kılavuz kaptanlık kariyeri boyunca edindiği birikimin otuz yılını doğrudan teşkilatların içinde, aktif görevlerde geçiren Kaptan Hasan Tayfun Kızılay, Türk denizcilik sektörünün farklı kurumlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş köklü bir isim. Mesleğe Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nde (TDİ) başlayan; ardından DEKAŞ’ta görev alan ve sonrasında ANKAŞ’ın kuruluşunda aktif rol üstlenen Kızılay, yaklaşık altı buçuk yıl görev yaptığı ANKAŞ bünyesinde beş yıl boyunca baş kılavuz kaptanlık görevini yürüttü. Uzun yıllardır Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan Tayfun Kaptan ile pilotaj hizmetlerinin işleyişi, risk yönetimi, eğitim süreçleri ve operasyonel verimlilik üzerine konuştuk.

Kırk yıllık kılavuz kaptanlık kariyeri boyunca edindiği birikimin otuz yılını doğrudan teşkilatların içinde, aktif görevlerde geçiren Kaptan Hasan Tayfun Kızılay, Türk denizcilik sektörünün farklı kurumlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş köklü bir isim. Mesleğe Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nde (TDİ) başlayan; ardından DEKAŞ’ta görev alan ve sonrasında ANKAŞ’ın kuruluşunda aktif rol üstlenen Kızılay, yaklaşık altı buçuk yıl görev yaptığı ANKAŞ bünyesinde beş yıl boyunca baş kılavuz kaptanlık görevini yürüttü. Uzun yıllardır Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan Tayfun Kaptan ile pilotaj hizmetlerinin işleyişi, risk yönetimi, eğitim süreçleri ve operasyonel verimlilik üzerine konuştuk.

Kılavuz kaptanlık, deniz emniyetinin ve seyir güvenliğinin en kritik unsurlarından biri olarak kabul ediliyor. Operasyonel yaklaşımınızı ve mesleki sorumluluklarınızı hangi temel ilkelere ve profesyonel standartlara dayandırıyorsunuz?

Kılavuz kaptanlığın temelinde; can, mal ve çevre emniyetinin en üst düzeyde korunması, seyir güvenliğinin ulusal ve uluslararası düzenlemelere tam uyum içinde sağlanması yer alır. Bizim görev anlayışımızda operasyonun ticari boyutu daima ikincil plandadır; öncelik, geminin bölgeye özgü risk faktörleri dikkate alınarak emniyetli bir manevra sürecini eksiksiz şekilde tamamlamasıdır. Bu kapsamda; meteorolojik ve oşinografik koşulları, rüzgâr–akıntı kombinasyonlarını, yanaşma–kalkma manevralarında iskele altyapısının durumunu, dar kanal ve sığ su etkilerini, trafik yoğunluğunu ve VTS ile koordinasyonu anlık olarak değerlendirir, gerektiğinde dinamik risk analizleri yaparız.

Görevimizi yerine getirirken hem kamu otoritesinin temsil yetkisini hem de Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü, SOLAS, COLREG, ISPS ve ilgili ulusal mevzuatın gerekliliklerini gözeterek hareket ederiz. Bu ilkesel yapı, sadece emniyetli bir manevranın değil, aynı zamanda sürdürülebilir ve çevresel hassasiyeti yüksek bir denizcilik faaliyetinin yürütülmesini de garanti altına alır.

Kılavuz kaptan olmak uzun bir eğitim ve yeterlilik süreci gerektiriyor. Mesleğe giriş ve sürekli eğitim süreci nasıl ilerliyor?

Kılavuz kaptan adayları önce Uzak Yol Kaptanı yeterliliğine sahip olmalıdır. Ardından Bakanlık tarafından yapılan sınav ve denetimlerden geçerler. Başarı sağlayanlar stajyer olarak atanır ve bölgede oryantasyon eğitimi alırlar. Staj sürecini tamamlayanlar, bölgeye özel ehliyetini almaya hak kazanır. Bu ehliyet yalnızca o bölgede geçerlidir.

Göreve başladıktan sonra süreç bitmez; düzenli aralıklarla; kritik manevra analizleri yapılır, eğitim toplantıları düzenlenir, zorunlu tazeleme eğitimlerine katılım sağlanır. Bu sayede her kaptan, hem kendi deneyiminden hem de ekip arkadaşlarının yaşadığı gerçek vakalardan öğrenme fırsatı bulur.

Artan gemi trafiği ile olumsuz meteorolojik koşulların kesiştiği durumlarda, bölgesel risk yönetimini hangi operasyonel prosedürler çerçevesinde yürütüyorsunuz?

Kötü hava koşullarından kastımız, rüzgâr ve akıntı kuvvetlerinin geminin kontrol kabiliyetini sınırlayarak manevra güvenliğini riske soktuğu durumlardır. Trafiği durdurma yetkisi Liman Başkanlığı’na ait olmakla birlikte, geniş operasyon sahalarında her noktanın aynı meteorolojik etkiye maruz kalmadığını biliyoruz. Bu nedenle manevralar resmî olarak durdurulmadığı sürece kılavuz kaptan gemiye çıkarak bölgesel durum değerlendirmesini yerinde gerçekleştirir.

Bu süreçte gemi kaptanını; bölgede bilinen riskli akıntı noktaları, rüzgâr yön ve şiddeti, iskele altyapısının uygunluğu ve anlık trafik yoğunluğu gibi kritik parametreler hakkında detaylı şekilde bilgilendiririz. Şartlar gerektirdiğinde, örneğin normalde iki römorkörle çalışan bir gemi için üçüncü römorkör tahsisini önererek ek emniyet katmanı oluştururuz.

Ayrıca yanaşma operasyonuna ilişkin tüm aşamaları içeren manevra planı ve manevra şeması hazırlayarak riskleri yazılı ve görsel formatta gemi kaptanına sunarız. Bu plan; römorkör konumlandırmalarını, hız–rota değişim noktalarını, çevresel etki analizini ve alternatif senaryoları içeren kapsamlı bir risk yönetim aracıdır.

Uzun yıllara dayanan kılavuz kaptanlık deneyiminizle, sektörün bugünkü durumunu ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pilotaj hizmeti yüksek teknik bilgi ve tecrübe gerektiren bir alandır. Eğitimli ve liyakatli personelin meslekte tutulması sektörün geleceği için hayati önem taşır.
Gemi trafiği artıyor, gemiler büyüyor; dolayısıyla manevraların riski de yükseliyor. Bu nedenle yetkin insan kaynağının korunması ve sürekli eğitimle desteklenmesi kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.

“İhale sistemi yapısal riskleri de beraberinde getiriyor” 

Türkiye’de pilotaj hizmetlerinin gelişimi, sektöre yön veren liderlerin deneyimiyle ivme kazanıyor. 30 yılı aşkın denizcilik birikiminizle, Türkiye’de pilotaj hizmetlerinin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde sektörün gelişmesi için hangi adımlar kritik görünüyor?

Bugün kılavuzluğun geleceğini değerlendirirken ihale sisteminin hem avantajlarını hem de barındırdığı yapısal riskleri göz önünde bulundurmak gerekiyor. Kılavuzluk hizmeti, doğası gereği yüksek yetkinlik, deneyim ve tam zamanlı bir profesyonel adanmışlığı gerektirir. Ancak mevcut ihale sistemi bazı kritik sorunları beraberinde getiriyor. Öncelikle, kılavuzluk teşkilatları hâlen %30 oranında kamu payı ödüyor. İhale süreçlerinde ise rekabet genellikle kamu payı üzerinden yürüdüğü için teklifler %40’lardan başlıyor. Bu durum “ihale refleksi” dediğimiz, ihaleyi ne pahasına olursa olsun kazanma eğilimini tetikliyor. Oysa asıl mesele ihaleyi en yüksek teklifle almak değil; verilen oranla teşkilatı sürdürülebilir şekilde yönetebilmek ve mali yapıyı koruyabilmektir. Bu denge kurulamadığında, şirketler kısa sürede ciddi finansal kırılganlıklarla karşı karşıya kalabilir.

Bu riskleri azaltmak amacıyla devlet 5/8 sayılı ek düzenlemeleri hayata geçirdi. Artık ihale, otomatik olarak en yüksek kamu payını teklif edene verilmiyor; ikinci hatta üçüncü en yüksek teklif de “kabul edilebilir en yüksek fiyat” yaklaşımıyla tercih edilebiliyor. Böylece hem devletin payı korunuyor hem de teşkilatların mali sürdürülebilirliğinin zedelenmesinin önüne geçiliyor. Son ihalelerde bu anlayışın yerleşmeye başladığını görmek sistem adına olumlu bir gelişme.

Ancak kâr marjları düştükçe teşkilatlar maliyet kısmaya yöneliyor ve ne yazık ki ilk kesinti çoğu zaman personel maliyetlerinde yapılıyor. Kılavuz kaptanlar bugün yaklaşık 6.500–7.000 dolar seviyesinde maaş alıyor; giydirilmiş ücret 10-12 bin $ buluyor.. Gözcü, kamarot, aşçı ve şoför gibi kara personelinin maaşları; istasyonların enerji giderleri, 365 gün çalışan motorların akaryakıt tüketimi gibi büyük kalemler de hesaba katıldığında maliyetleri azaltmak kolay olmuyor. Bu nedenle teşkilatlar çoğu zaman en kolay yol olan personel maliyetlerini düşürmeye yöneliyor.

Ancak bu yaklaşım beraberinde daha büyük bir risk getiriyor: Nitelikli kılavuz kaptanlar, daha yüksek gelir elde edebilecekleri için yeniden gemilere dönmeye başlıyor. Yerleri ise yeterince tecrübeli olmayan, “kifayetsiz” personelle doldurulabiliyor. Bu durum sistemin kalite seviyesini düşürüyor. Kalite düşüklüğü; kazaların artması, çevresel risklerin büyümesi ve Türkiye’nin uluslararası denizcilik arenasındaki itibarının zarar görmesi gibi sorunları beraberinde getiriyor.

Yabancı armatörlerin “Türkiye’de operasyonlar aksıyor, kazalar artıyor” gibi yorumlar yapması sektöre büyük zarar verebilir. Deniz kirliliği cezalarının ve çevresel kayıpların ne kadar yüksek olabileceğini dünya, Exxon Valdez örneğinde açıkça gördü. Bu nedenle kılavuz kaptanlığın geleceği konusunda zaman zaman kaygılar taşıyorum. Umudum, mesleği bırakan kaptanların yerlerinin güçlü bir eğitim sürecinden geçmiş, yetkin ve liyakatli personelle doldurulmasıdır. Eğer bu sağlanırsa, teşkilatlar hem mevcut hem de olası riskleri bertaraf ederek sektörü sürdürülebilir bir yapıda geleceğe taşıyabilir.

Uzun yıllara dayanan kılavuz kaptanlık tecrübeniz ışığında, pilotaj hizmetlerinin güncel durumunu ve sektörün geleceğine yönelik beklentilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pilotaj hizmeti, yüksek teknik yetkinlik, güçlü karar alma becerisi ve sahaya özgü derin bir tecrübe gerektiren kritik bir uzmanlık alanıdır. Bu nedenle eğitimli, liyakatli ve deneyimli personelin meslekte tutulması, sektörün sürdürülebilirliği açısından hayati bir öneme sahiptir.

Gemi trafiğindeki artış, gemi boyutlarının büyümesi ve operasyon alanlarının giderek daha dar toleranslarla yönetilmesi, manevra risklerini kaçınılmaz olarak yükseltiyor. Bu tablo, yetkin insan kaynağının korunması, nitelikli personelin sistem içinde tutulması ve sürekli eğitim programlarıyla bilgi–tecrübe seviyesinin güncel tutulmasını kritik bir gereklilik haline getiriyor. Sektörün geleceğini şekillendirecek en önemli unsur da tam olarak bu: yüksek profesyonellik standardını koruyabilen, dinamik eğitimle desteklenen güçlü bir kılavuz kaptanlık kadrosu.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mıdır?

Yıllardır bu hizmeti yürütüyor olmamız nedeniyle devlete karşı sorumluluğumuz büyük; devlet hangi kararı takdir etmişse, ihale yoluyla devretme tercihine de saygı duymak durumundayız.

Bununla birlikte, kılavuz kaptanlık ve römorkör hizmetleri gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda, ihalenin tek ölçüt olmaktan çıkarılması ve yetkinliği kanıtlanmış teşkilatların önceliklendirilmesinin yeniden değerlendirilmesi, Türk denizciliği açısından çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir sonuçlar doğuracaktır.

Kaptan Hasan Tayfun Kızılay

Bültene Kaydol

Gelişmelerden haberdar ol

İlgili İçerikler

“Uluslararası Standartlara Uygun, Güvenli ve Sürdürülebilir Taşımacılık Anlayışıyla Faaliyet Gösteriyoruz”

5. Türkiye Denizcilik Zirvesi kapsamında, ACECHEM TANKER Uzak Yol İkinci Gemi Kaptanı Ozan Gerçek ile bir araya geldik. Türk denizciliğinin son yıllardaki gelişimini, Kabotaj Kanunu'nun 100. yılının sektöre kazandırdığı farkındalığı ve denizcilik organizasyonlarının sektörün geleceğine sağladığı katkıları değerlendiren Gerçek, Türk denizciliğinin uluslararası alandaki konumunun her geçen gün güçlendiğini vurguladı.

Yazar: Eda GEDİKOĞLU

14 Aug 2026

“Türk Denizciliğinin Geleceği İçin Güçlü Milli Filo ve Güçlü Kadın Denizciler”

5. Türkiye Denizcilik Zirvesi kapsamında Türk denizciliğinin öncü isimlerinden biri olan Türkiye Denizcilik İşletmeleri Deniz Yolları İşletmesi İlk ve Tek Kadın Kaptanı ve Kadın Gemi Kaptanları, Mühendisleri ve Denizciler Derneği Kurucu Başkanı Sedef Esra Ulutürk Dinç ile bir araya geldik. Türk bayraklı yolcu gemilerinde görev yapan ilk Türk kadın kaptan olan Dinç, Kabotaj Kanunu'nun 100. yılının taşıdığı stratejik önemi, kadın denizcilerin sektördeki yükselen rolünü ve Türkiye denizciliğinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerini anlattı.

Yazar: Eda GEDİKOĞLU

14 Aug 2026

“Denizciliğin Geleceği Güçlü İnsan Kaynağıyla Şekillenecek”

Türkiye Denizcilik Zirvesi kapsamında QSM Global Kurucusu ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Kasap ile bir araya geldik. Zirvenin sektöre sağladığı katkıları, Kabotaj Kanunu'nun 100. yılının taşıdığı stratejik önemi ve Türk denizciliğinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerini paylaşan Kasap, özellikle gemi insanı yetiştirilmesi ve nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesinin sektörün sürdürülebilir büyümesinde kritik rol oynadığını vurguladı.

Yazar: Eda GEDİKOĞLU

14 Aug 2026